Mustafa Topaloğlu alarmları etkisiz hale getirip kontrolü sağlamaya çalışırken, Mugayyir Kılıçbalığı çok hızla yaklaşmakta olan dünyayı incelemektedir. Dünya çok hızlı dönmektedir. Mugayyir, kıtalar altlarından hızla akıp geçerken bunun inişte sorun olacağını farkeder. Aklına bir fikir gelir. Dünyanın dönüş yönünün tersinden son hızla teğet geçerlerse dünya eski haline gelecektir. Fakat kontrollere kumanda etmek mümkün değildir. Mugayyir hemen geminin çalışma prensibini çözer. Gemi göktaşı görünümlü bir Şahin olduğundan LPG ile çalışmaktadır. Bu sebeple çekişi düşüktür. Mugayyir motorları kapar. Benzine geçiş yapılmasını emreder. En yüksek güçle motorları çalıştırır ve kumanda koluna asılır. Kontrolü eline geçirerek son süratle ekvatorun dış noktasına ilerler. Alev topuna dönen gemi dünyayı sıyırarak geçer. Dünya yavaşlar ve normale döner. Fakat gemi o kadar hızla dünyayı sıyırmıştır ki durdurulamaz bir şekilde güneş sisteminin dışına çıkmıştır. Gemide bir panik havası hakimdir. Benim geri dönmem lazım diye bağıran Mugayyir, Çeliğin korkup bir köşeye sinerek Dongi don gi don diye inlemesine sebep olur. Mustafa Topaloğlu'da dünyaya geri dönerek oğlu Ajdar'ı almak ister. Bir tek Yonca Evcimik geri dönmek istemez.
- Ben geri dönmiycem, gidip dedemi ziyaret edeceğim.
- Senin deden kim?
- Hasan Mutlucan.
- Ah bir bu eksikti. Beni dünyaya bırakın siz ne halt ederseniz edin.
- Tamam Mugayyir geri döneceğiz. Bende oğlumu almalıyım. Dünya bu kadarını haketmiyor. Yanlız bi sorun var.
- Neymiş o?
- Annesini nasıl ikna edeceğiz, çok inatçıdır.
- Annesi kim Allah aşkına?
- Dıııııııııııııt!
- Eyvahlar olsun O'nu ben bile ikna edemem. Gerçekten bu bir sorun. Sen O'nun kocası değil misin zayıf yanlarını bilirsin.
- Teknik olarak evet ama bilmediğin bazı şeyler var Mugayyir.
- Benim bilmediğim birşey olamaz!!!
- Olur. Bilir misin ki Ortadoğu krizi, güney asya ekonomik bunalımı, buzulların erimesi, küresel ısınma, Kennedy suikasti, Bermuda şeytan üçgeni Ajdar'ın annesi olacak bu şahısın sebep olduğu olaylardan sadece birkaçı.
- Şok oldum. Bunların çoğunu engelledim sanıyordum.
- Engelledinde zaten. Bu yüzden O sana düşman. Seni her fırsatta yok etmek istiyor. En son asansörüne sabotaj yaptığı için burdasın.
- Aklına gelen bir çözüm var mı?
- Var. Kızımın da dediği gibi dedesini ziyaret edip akıl almalıyız.
- Hasan Mutlucan'ı mı? Ben O'nu öldü sanıyordum.
- Son askeri darbeden sonra artık demokrasiye geçileceğini düşünerek, işsiz kalma riskini göze alamadığı için doğduğu gezegene taşındı.
- Nerede bu gezegen.
- Biraz uzak. Bu yüzden biraz dinlen. Çelik, oğlum Mugayyir amcana battaniye getir.
Az gittiler düz gittiler, birkaç bin ışık yılından sonra dere tepe düz gittiler ve Huni-1 gezegenine vardılar. Sakin görünüşlü bu gezegende sürekli bir zurna sesi vardı. Uzun vadede bu çok rahatsız ediciydi. Bir köye vardıklarında sesin kaynağını öğrendiler. Bu Hasan Mutlucandı ve ahaliye seslenmekteydi.
- Ey ahali, küvette pirinç ayıklanmaz. Çok şükür ki leğen vardır. Nescafe gold, nescafe klasik. 300watlık amfi oldu mıknatıs çekirdeği. Vakit geldiğinde size sorulacak: saat kaç? Doğru cevabı en iyi ben veririm diyorsan git ellerini yıkaaaaa!!! Hunim nerde benim?
Bu konuşmanın ardından kalabalıktan bir alkış nümayiş koptu. Çıldırmış güruhun arasından ilerlediler. "Onca yolu bu manyakları ve onların şefini ziyaret etmek için mi teptik" diye sordu Mugayyir. Öyle deme dedi Mustafa, "Onlar evrende bulabileceğin en zeki varlıklar".
- Ben bu deliden akıl falan almam.
- Aman sessiz söyle bi duyarlarsa gezegenden kovuluruz.
- Hadi len yerim ben bunları. Hey manyaklar sizden akıl falan almam ben diye haykırdı Mugayyir. Tüm kalabalık birden durup öfke ile Mugayyir'e baka kaldı. Mugayyirde tırstı ama çaktırmadı. Aniden kalabalık Mugayyiri linç etmeye kalktı. Ellerindeki hunilerle Mugayyire vuruyor, çok ağır hakaretler savurup tartaklıyorlardı. Derken Hasan Mutlucan "durun" dedi. Kalabalık hemen durdu. "Getirin O'nu buraya, hangi akıllıymış bakalım bizden akıl almaya tenezzül etmeyen" diye tükürür gibi konuştu. Kalabalıktan iri yarı olanlar Mugayyir'i karga tulumba Hasan Mutlucan'ın huzuruna attılar. Mugayyiri yara bere içinde karşısında gören Hasan Mutlucan "Sen" dedi.
- Evet benim dedi Mugayyir iniltiyle.
- Neredeyse senin yüzünden dünyayı terk ettim, şimdi burda da mı buldun beni.
- Benim yüzümden mi?
- Evet senin yüzünden. Senin yüzünden darbe olmaz oldu ve bana yapacak iş kalmadı. Bende buraya geri döndüm. Halbuki ne kadar mutluydum dünyada. Bu soyadını bile orada almıştım.
- Üzgünüm bilmiyordum.
- Sen neyi biliyosun ki çok bilmiş.
O sırada Yonca Evcimik kalabalığın arasından koşarak dedesine sarılır. Durum anlatılır, ortam yumuşar. Akşam yemekte durum tartışılır çözüm aranır. Mugayyir onlara şüpheyle yaklaşır. Çünkü hepside yemekteki içecekleri huniden içtiklerini sanıyorlardı fakat doğal olarak huni boştu. Mugayyir uyarmak istediysede ikinci bir linç girişiminden çekindi. Yemekten sonra Hasan Mutlucan arkasına yaslandı. Hunisine sıkıştırdığı sigarasını yaktı. Biraz düşündü. Dört ters takla attı. Şaşkınlık içindeki Mugayyir hariç diğerleride O'nu taklit etti. Hasan Mutlucan kararını açıkladı.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------0----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder