- Padişahım uyanın.
- Hmmm. noluyor...
- Size bir özür borçluyum devletlüm.
- Nerdeyim ben, ne oldu bana? Tez vurun kellesini...
- Sultanım, rahatlamaya çalışın. Herşeyi açıklayabilirim.
- Sen kimsin?
- Mugayyir kulunuz, beni hatırlamıyor musunuz?
- Mimar nerde?
- Muhtemelen nasıl havalandığımızı anlamaya çalışıyordur.
- Biz uçtuk mu?
- Jamaikalı bilim adamları bile bu kadar uçamaz.
- Nerdeyim ben Mugayyir?
- Kendi zamanınızdan yaklaşık olarak iki milyon yıl öncesinde efendim. Taş devrindeyiz.
- Nası yaa!
- Dediğim gibi biraz fazla uçtuk.
- Senin kellende yerinde fazla durmayacak gibi.
- Bana kızmayın padişahım. Siz ısrar ettiniz binmek için. Size karşı gelemezdim. Uzayda küçük bir tur attık ve burdayız.
- Uzay mı?
- Haklısınız. Benimde canımı sıkmaya başladı bu uzay. Yaptığınız hiçbir hesap tutmuyor. Eğer uzay gezintilerinde acemi iseniz, yandınız.
- Uzay yolculuğu mu? Bu mümkün mü?
- Evet efendim. Siz bunu bizzat tecrübe ettiniz. Gerçi çoğunlukla uyuyordunuz ama olsun. Görülecek fazla bişey yok. Adı üstünde uzay boşluğu. Milyarlarca nokta ve birazda gaz bulutu. Ama bir tane süper nova kaçırdınız. Uyandıracaktım ama çok güzel uyuyordunuz.
- Beni geri götür Mugayyir.
- Sizi temin ederim, buradaki mecburi molamız bittikten sonra sarayınıza bırakacağım efendim.
- Hayır, hayır. Beni uzaya geri götür. Saraya dönmek istemiyorum. Hayatımın kalanını uzayda bir kaşif olarak geçirmek istiyorum.
- Fakat padişahım, imparatorluk ne olacak. Siz olmadan batar. Duraklama dönemi başlar.
- Sokullu Mehmet işleri halleder. Benim yerimi alacak tek adam zaten. Yeter artık. Savaşlar, entrikalar, fetihler. Daha ne yapim. Akdenizi Türk gölüne çevirdim. Dünyanın yarısı benim. Kefenin cebi yok. Hayatım boyunca bilim ve teknoloji geliştirmek istedim. Sen benim gözümü açtın Mugayyir. Bundan sonra benim meskenim uzaydır.
- O zaman sizinle bir anlaşma yapalım padişahım.
- Nedir?
- Birlikte benim zamanıma gidelim, ben halletmem gereken işi halledim, sizde gemiyi alıp uzaya dönün. Sizin olsun gemi. Nasıl çalıştığını size öğretirim. İçinde siz olduğunuz sürece gidemeyeceği yer yok, inanın bana.
Birlikte insan atası köylülerin getirdiği yemekleri yediler. Bir süre dinlenip güç kazandılar. Köylüler Kanuni'yi çok sevmişlerdi. Kanuni de çaktırmasada onları sevmişti. Köylülere güzel konuşma ve yazma, liderlik, strateji planlama, fetih hareketlerinde dikkat edilecek on kural, insan kaynakları, devlet yönetimi ve matematik gibi konularda dersler verdi. Ta ki son gün Kanuni bir kayanın üzerinde üçgenin alanını anlattığı sırada Mugayyir gelipte gitmeleri gerektiğini söyleyene kadar. Köylüler durumu üzüntü ile karşılasalarda bir gün bunun biteceğini biliyorlardı. hemen bir veda partisi düzenlediler. Taraflar birbirlerine çeşitli hediyeler verdi. Köyün reisi yapılan ilk taştan tekerleği törenlerle Kanuniye hediye etti. Kanuni de kaftanını köyün reisine verdi. Vakit gelipte gemi havalanırken herkez büyük bir çoşkuyla onları uğurladı.
Kanuni büyülenmişcesine camdan uzayı seyrederken, Mugayyir hesap yapmaktaydı.
Bu sefer hata yapmamalıydı. Artık oyalanamazdı. Bulunamaz düşmanını bulup durdurması
gerekiyordu. Mugayyir hesapları gözden geçirdi. Hesaplar doğruydu. Hemen hesap kağıtlarını
yırttı ve bildiğini okudu. Gemiye tam güç verip dalışa geçti. İşte dünya karşılarındaydı.
Yaklaştıkça yörüngede dönen uyduları ve büyük şehirlerin ışıklarını gördüler. Tamam bu kendi
zamanıydı. Hemde dünyadan ayrıldığı gündü. Bunu televizyondan anlamıştı.
Herşey Mugayyirin istediği gibiydi. İneceği yer gecede kalmıştı. Kimselere görünmeden
inip işine bakabilecekti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder