Yoğun trafikte yandaki sarışının kullandığı arabayla neden aynı süratte gidemiyorum prensipli olasılık hesabına dayanarak, gezegenlerde karmaşık bir yapı içinde yörüngelerinde dönerler. Hiçbir hata payı olmayan bu hareketlilik, uzayın sürekli olarak bir gece klübünün dinamiklerini göstermesine sebep olur. Bu yüzden uzay damsız girilecek bir yer değildir. Girişide oldukça pahalıdır. En azından bir uzay geminiz olmalıdır. Dünyada ise böyle birşey gerekmez. Çoğunlukla heryer beleştir. Jamaikalı bilim adamlarının geliştirdiği bir teoriye göre aslında uzay da beleştir. Çünkü dünya uzayda yol alır ve geçtiği heryerden beleş geçer. Her ne kadar Jamaikalı bilim adamları aşırı ottan nöron kaybı yaşarken bu teoriyi geliştirdilerse de, haklılık payı vardır. Mugayyir dünyaya dönerken, dünyanın uzayda yer değiştirdiği gerçeğini unutmuştu. Zaten Jameikalı bilim adamlarını da hiç sevmezdi.
Herzamanki gibi esneyerek ve gerinerek yataktan kalktı heybetli adam. Yüzünde yılların, acının ve zaferlerin izlerini taşıyordu. Yirmi metrekarelik yatağından doğrularak ihtişamla ayaklandı. O'nun tıkırtısını duyan hizmetkarları hemen destur alıp odaya daldılar. Terliklerini biri, kaftanınıda öbürü giydirdi. Hizmetkarlar basit ve kişiliksiz tiplerdi. Bunlar kullan-at hizmetkarlardı. En şanslısı(yada marifetlisi) bir hafta yaşardı. Genellikle terlik giydirme gibi basit işlerden sonra kafaları uçurulurdu. Bugünde farklı değildi. Kaftanını ters giymiş haşmetli adam bugün biraz sinirliydi ve hizmetkarın bu hatayı korkudan yaptığı pek umursamadı. Sinirden çılgına döndü ve o koca cüsseden hiç beklenmedik si bemol bir sesle kükredi. "Tez vurun bunun kellesini" Cellatlar yalvaran, merhamet dileyen hizmetkarı tiz sesli haşmetli adamın huzurundan hızlıca götürdüler. Gün onlar için hızlı başlamıştı. Genelde böyle günlerde ortalama yüz kişinin kellesi giderdi. Adam kaftanını düz giyip sinirlerini yatıştırmak için terasa çıktı. Teras herzaman işe yarar bir yerdi. Oh Allahım ne dingin bir sabah. İstanbul en güzel buradan mı görünüyor acaba diyerek Topkapı sarayının yerini sorguladı. Acaba karşı sahile (Salacak) bir saray daha mı yaptırsa idi. Sanki güneşin batışı oradan daha bi lekesel etki bırakıyor gibiydi. Sonra göz nezlesi olduğunu hatırlayıp bu düşünceden vazgeçti. Burası iyiydi. Hem fethetmek için önceki kuşaklar o kadar uğraştıktan sonra, dosta düşmana inat burada oturacaktı. O Kanuni Sultan Süleymandı ve nerede istiyorsa orada otururdu.
Kahvaltısını terasta etmek istedi. Bugün zor kararlar verecekti. Macar beylikleri arıza çıkarmıştı ve gidip onları düzeltmesi, gitmişken de Viyanaya kadar oraların kabasını almayı planlıyordu. Osmanlı mantığına göre sorunlar ortadan kaldırılarak çözülürdü. Bakınız Memlükler. Zamanında Memlükler sınır konusunda sorun etmiş, Yavuz Sultan Selim de gidip sorunu halletmiştir. Sorunun halledilmesi sonucu, memlüklüler ortadan kalkmış, gitmişken de Mısır alınarak halifelik Osmanlılara geçmiştir. Mısır alındıktan sonra Yavuz Sultan Selim kendini firavun ilan edip manik depresif tavırlar sergilemesi üzerine tahttan ve ferrari sandığı atından indirilmiştir. Aşırı alkollü ata binen ikinci Murad'ın feci ölümü hala hafızalardayken bunun gerekliliği tartışılmamıştır. Tarihçiler bu haşmetli adamların izah edilemez ölümlerini hep burun kanaması, zehirlenme, boğdurulma gibi dahada açıklanamaz durumlarla geçiştirmişlerdir.
Kanuni Sultan Süleyman kahvaltıdan sonra vezirlerini çağırdı. "Tez savaş planı hazırlansın" buyurdu. Vezirler kendi aralarında tartışmaya başladı. Gemileri Viyanaya kadar karadan yürütme fikri pek tutmadı. Hatta bu fikri savunan vezir Padişahın emriyle hemen boğduruldu. Karada kendi kendine giden gemi fikride korkudan söylenmedi ve tankın icadı yaklaşık 500 yıl kadar ertelendi. Vezirlerden biri heyecanla ayağa fırladı ve "Uçalım" diye haykırdı. Kollarını kavuşturmuş köşede duvara yaslanarak duran ve vezirlerinden yaratıcı bir fikir beklemekten bezmiş Padişahın küçük bir kafa hareketi ile derhal harekete geçen iki cellat, veziri tuttukları gibi surlardan aşağıya attılar. Ortam gerilmişti. Masada sadece üç vezir kalmıştı. Sitres içinde fikir bulmaya çalışıyorlardı. Üçüncü vezir kendinden emin bir ifade ile ayağa kalkar ve söz ister. İki cellat hareketlenir. Padişah bıkkın bir ifade ile cellatlara durmalarını işaret ederek vezire izin verir.
- Devletlüm. Devasa bir top yapacağız. Dünyanın gördüğü en büyük top olacak. O kadar büyük olacak ki menzili içine Viyana girecek. Böylece oralara gitmeden Viyanayı alacağız.
- Burdan
- Evet Padişahım. Oturduğumuz yerden.(Vezir muhteşem fikri ile gururlandı)
- Görmediğin yere nasıl nişan alacaksın? Viyana ne tarafta?
- Ben hesapladım Sultanım. Şimdi Viyana elçilerimiz yola çıktıklarında şu tarafa gitmiyorlar mı?
- Bana mı soruyorsun. Ben elçileri yollayınca acaba ne tarafa gidiyorlar diye arkalarından mı bakıyorum. İstersen bide tez gidip gelsinler diye su dökeyim arkalarından. Vezir suyun ısınıyor ona göre.
- Özür dilerim Padişahım affedin. Ben yönü biliyorum demek istemiştim. "Şu tarafa ateş edeceğiz" diyerek Taksim yönünü gösterir.
- Ve tam isabet tutmasını ümit edeceğiz. Vurup vurmadığımızı nasıl anlayacağız?
- Gidip bakacağız Sultanım.
- Gidip bakacağız?
-Evet.
-Hımmmm!
Cellatlar kendilerine iş çıkacağını anlamışlar gibi hareketlendiler. Ama Padişah;
- Durun. Benim bir fikrim var. Muhteşem fikrin sahibi veziri göstererek, seni bir topa koyup söylediğin yöne attıracağım. Havadayken Viyanayı görürsen haber ver, dediğin topu yapalım. Göremezsen sakın geri gelme.
- Aman Padişahım yapmayın, etmeyin.
Padişahın sabrı taşmıştı. Ordunun elindeki en güçlü topu hazırlattı. Eminönü meydanından vezirin fırlatılışı ibret olsun diye bayağı şaşalı bir törenle yapıldı. Vezir topa konuldu, Padişahın baş hareketi ile(sesi ince olduğu için pek konuşmamaya özen gösterirdi)emir verdi. Fitil ateşlendi. Müthiş bir patlama ve gürültü ile vezir yukarı fırladı. O kadar yukarı çıktı ki gözden kayboldu. Bu kadarını Padişah bile beklemiyordu. Herkez büyük gösterinin bittiği için üzüldüğü sırada, gökten bir gümbürtü koptu. Vezirin gözden kaybolduğu yerden bir alev topu hızla üzerlerine gelmekteydi. Dehşetele ve merakla inanılmaz olayı izlediler. Alev topu bir süre yere paralel gitti, Galata kulesinin etrafından yarım dönüşle Eminönü meydanına çakıldı. Alev, toz, duman derken enkazın arasından anlamsız bir form çıktı. Göktaşı görünümlü Şahinin ön camına sinek gibi yapışmış vezir aşağıya kayarak Viyanayı görememenin verdiği acı gerceği kavrayarak merhamet diledi. Hemen bir baş hareketi ile zehirlenerek idam edildi. İlgi, bu için için yanmakta olan anlamsız formda idi. Bir an Padişah "Acep bu Viyanalılar bizim düşündüğümüzü mü yaptılarda, oradan burayı topa mı tutarlar" diyerek endişesini dile getirdi. Meraklı ve korkmuş bakışlarla, anlamsız form dumanlar çıkararak tısladı. Herkez bir geri çekildi. Bir kapı(yada kapıya benzer şey) ışıklar saçarak açıldı. Kanuni Sultan Süleyman gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde olayı izliyordu. Herkes gardını almış, kapıdan çıkacak olana hedeflenmişti. Dumanlar ve ışıklar arasından Mugayyir şaşkınlıkla etrafına bakınarak çıktı. Kanuni Sultan Süleyman ile göz göze geldiler. Mugayyir hemen onu tanıdı ve hesap hatası sonucu Kanuni Sultan Süleyman zamanına gittiğini, uzay zaman eğrisinin azizliğine uğradığını anladı. İki adam birbirini iyice bir süzdü. Mugayyir akıllılık edip hemen yere kapaklandı ve saygılarını sundu. Kanuni Sultan Süleyman dahil herkez kalakalmıştı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder