Yukarı doğru baktı Mugayyir Kılıçbalığı ve ağzından şu sözcükler döküldü. "Demek DVD ile Vcd arasındaki fark buymuş ha!" Kollarını sıvadı ve ivedilikle internetten parça indirmeye başlamadan önce bir sigara yaktı. Parça indirmeden evvel içilen sigaranın orgazm sigarasından bin kere daha fazla world puan kazandırdığını duymuştu. Belediye encümeni ile yaptığı okek obeb tartışmasından kalan yaraları yeni yeni iyileşiyordu. Mugayyir doğruldu ve derin bir nefes çekerek kum saatini çevirdi. Tam o sırada televizyonda inanç dünyası başladı. Aynı zamanda radyoda başlayan türküler geçidi televizyonla radyonun ceryan yapmasına sebep olarak Mugayyirin omuzunun ve boynunun tutulmasına sebep oldu. İki büklüm kalan Mugayyir triatlonik pentatlon olimpiyatlarına katılamayacağını anlayınca şok geçirdi. Birden kapı çaldı ve içeri "Ada vapuru yandan çarklı" diyerek mezuniyet fotoğrafı girdi. Mezuniyet fotoğrafı salonda ordan oraya koşturup iğrenç şarkısını söylerken Mugayyir telefonu kaldırıp Lido Su'yu aradı ve "486 numaraya bir su lütfen" dedi. Sonra O'da mezuniyet fotoğrafına katılıp taklalar atmaya başladı. Kendisini meme ucu zanneden arkadaşını hatırladı ve empati yaptı. Hayır hayır daha çok zaman geçmesi gerekiyordu. En azından kum saati dolana kadar belki. Aniden kapı tekrar çaldı ve 486 damacana su geldi. Mugayyir 486 damacana su ile baraj kurup serbest vuruş çalıştı. Mezuniyet fotoğrafınıda kaleye koydu.
Çok değil daha 14 yıl evvelki halini hatırladı randevularını iptal eden adam. Az zamanda ne kadar çok randevu iptal etmişti. Kendisine bu konuda 3 oscar, 5 altın küre, 7 altın ayı, 5 altın portakal, 27 şilt, 15 plaket ve şereflikochisarın altın anahtarı verilmişti. Bir an için vicdan muhasebesi yaptı. Bu kadar altını bunca zamandır bankaya koysam şimdi faiziyle krallar gibi yaşıyordum deyip karısı ile olan randevusunu iptal ederek bankayı aradı. Fakat banka diye yanlışlıkla berberi aradı ve randevu aldı. Sonra randevusunu iptal ederek tekrar bankayı aradı. O sırada Ahmet Altan mı döver yoksa Orhan Pamuk mu daha iyi gergedan taklidi yapıyor diye bankada hararetli bir tartışma vardı. Köşede oturan takım elbiseli güdük adam "Bence Can Dündar hepsinden daha iyi bungee jumping yapıyor" diyerek tartışmaya yeni bir boyut kattı. Babası İsveçli annesi Guetemalalı sarışın mavi gözlü uzun burunlu esmer oğlan oturduğu yerden kalkarak "Hey dur bakalım dostum, bi kere Orhan Kemalin bir oturuşta 4 muhafazakarla sütlü nuriye yediğini gördüm. Buna ne diyeceksin bakalım?" diyerek tartışmada haklı bir üstünlük sağladı. Tartışma giderek kızışmaya başlarken randevularını iptal eden adam telefonda beklemekten sıkılıp uçağa atladığı gibi Rio karnavalına gitti. Kendisinden bir daha haber alınamadı.
Meyveli yoğurt yerken kulağına su kaçan adam akşam çayını içerken sebep olduğu olaylar zincirini düşünüyordu. Nereden bilecekti sadece o sabah uyanmakla 8 trafik kazasına, 2 depreme, 4 uçak kazasına, 65 boşanma davasına, 3 banka soygununa, 1 terörist saldırısına, 4 brezilya dizisine, 12 operaya, 5 vodvile, 2 de durum komedisine sebep verdiğini. Umursamaz davranmak istesede sorumluluk hissediyordu. Kaplıcaya gitmekten vazgeçip ışık hızı ve quantum fiziği ile ilgili kanun hükmünde kararname vermek için meclise gitti.
Tüm bu olanlar dışında Mugayyir kendi zamanına dönmenin dayanılmaz hafifliyi ile havalandı. Evine dair hiçbir anlamlı form kendisine anlamlı gelmiyordu. Kendisi dünyayı terk ettiği zaman içinde tüm dünya nüfusu bankalara borçlanmıştı. Bankacılar tüm insanları düşük faiz oranı ile kandırmış sonrada tüm dünya insanlarını kendilerine sonsuza kadar borçlu bırakmışlardı. Belliki bunun arkasında nihai düşmanı vardı. Tüm para piyasalarını o kontrol ediyordu. Mugayyir 486 damacana suyu belediyeden vidanjör çağırıp tahliye etti. Sonra süzülerek yere indi ve altı aylık yokluğunda kapıda dağ gibi biriken banka ekstrelerini, faturaları, mektupları ve ilanları inceledi. İncelemesi sırasında banka hesabında ilginç birşey fark etti. YTL hesabı bıraktığı gibiydi fakat döviz hesabında Beş buçuk milyon dolar vardı. İşin dahada ilginç tarafı Mugayyir bu parayı 50 milyon ışık yılı vade ile kredi olarak almıştı. Gelen ekstrelerin birçoğuda bu konu ile ilgiliydi. Krediyi dünyadan ayrıldığı gün almıştı ve altı aydır ödemediği için cezaya bindiğinden birçok uyarı ve kınama mektubu almıştı. Mugayyir hemen bankayı aradı. Görüşmesi bittiğinde kafası iyice karışmıştı. Para kendisine Yakutistan üzerinden, Cayman adalarındaki bir hesaptan gelmekteydi. Bankaya göre böyle olmasını bizzat Mugayyir istemişti. Mugayyir kapının önündeki mektup dağını biraz daha inceledi. Mektupların arasında bir adet Yakutistan konsolosluğuna ait vize başvuru formu, bir adet Cayman adalarına uçak bileti, Yakutistan vize kabul belgesi, bir adet kendisine ait ölüm belgesi, bir adet Yakutistan’a seyahat rehberi, bir adet Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası DVD’si ve el yazısı ile yazılmış anlam veremediği numaralardan oluşan bir kağıt parçası dışında ilginç birşey yoktu. Neler oluyordu. Bu kadar karışık bir durum kendisi için bile fazlaydı. Dünyadan sadece altı aylığına ayrılmıştı fakat herşey kontrolden çıkmıştı. Birisi kendisine oyun oynuyordu. Herşey tamamdı fakat bu ölüm belgesinin anlamı neydi. Belgeye göre artık yaşamıyordu. O ölmemişti. Sadece uzayda yolculuk ediyordu. Yakutistan neresiydi. Hiç öyle biryer duymamıştı. 5.5 milyon dolar kredi niçin almıştı. Geri ödemeyi nasıl yapacaktı. Yakutistandan niçin vize almıştı. Adını bile duymadığı bu ülkeye gitmeye hiç niyeti yoktu. Belliki biri yada birileri kendisini Yakutistan’a götürmeye çalışıyordu. İkinci şoku kredi kartı ekstrelerini incelerken yaşadı. Kredi kartı limiti bir milyon dolara çıkarılmış ve 1.7 milyon dolar harçamıştı bile...
Mugayyir, 1.7 milyon dolar harcamış herkez gibi bir puro yaktı ve arkasına yaslanıp Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası DVD’sini seyretmeye koyuldu. Tüm patinaj şampiyonaları gibi buda son derece sıkıcı ve başarısızdı. Mugayyir, buz pateni şampiyonalarında jürilik yaptığı yılları hatırladı. Bir keresinde kendisinden daha düşük not verdiği için Doğu Alman jürisi sinirlenerek jüriyi terk etmişti. Evet Mugayyir mükemmelliyetçiydi. Yapılan hiçbir hareketi beğenmez, başarısız bulurdu. Ona göre bu dünyada hiç kimse triple axe yapamıyordu ve yapamayacaktı. Seyrettiği görüntülerdede yine kimse başarılı bir hareket yapamamıştı. İsveçli kızcağız yerlerde yuvarlanmış ve programını yarıda kesmek zorunda kalmıştı. Ardından gelen Yakutistanlı ise Mugayyir’in fazlasıyla dikkatini çekmeyi başarmıştı. Çünkü kız tüm hareketleri Mugayyirden tam puan almış, yetmezmiş gibi sunumu sırasında yaptığı garip kaş göz hareketleri ile de birşeyler anlatmaya çalışmıştı. O da yetmezmiş gibi kayarken pateni ile buzda garip şekiller çizmişti. Kız Mugayyire birşeyler anlatmaya çalışıyordu. Patenci kızın sunumunu bitirdiğinde piste çizdiği şekil tam olarak ekrandaydı. Mugayyir görüntüyü dondurdu. Biraz inceledi. Bu bir haritaydı. Yakutistan haritası. Daha doğrusu Yakutistanda gideceği bölgenin haritası. Şaşırmaktan sıkılmıştı. Bu hiç ona göre bir davranış değildi. Altı ay boyunca uzayda saçma sapan şeylerle uğraşmıştı. Artık dünyada olan hiçbir şeye şaşıramazdı. Muhtemelen postaların arasında bulduğu, üzerinde garip numaraların olduğu kağıt parçasıda haritaya ait kordinatlardı. Olaylar kendi içinde anlam kazanmaya başlıyordu. Artık kesin olarak Yakutistan’a gidip kaderi ile yüzleşecekti. Fakat kendisi resmi olarak ölüydü. Bu durumda kaçak olarak yolculuk etmesi gerekecekti. Kedisine Yakutistandan ulaşmak isteyen her kimse kendisine yardım etmek istediği kanaatindeydi. Çünkü ancak Mugayyirin üstün anlayış kapasitesinin kavrayabileceği şekilde kendisine ulaşmaya çalışmışlardı. Bir tuzakta olabilirdi fakat öyle olsa hissederdi. Bu ölüm belgesi tam bir gizliliği ifade ediyordu. Mugayyir kayıplara karışmalıydı. Önce Cayman adalarına gitmeliydi. Mektupları biraz daha araştırdı. Bir adet plotluk brövesi ve tek motorlu dört kişilik bir adet uçak garanti belgesi kendisine bakıyordu. Oldukça pahalı yön bulma ve hayatta kalma kitleri ile birlikte bir uçağın sahibiydi. 1.7 milyon dolar nereye gittiği anlaşılıyordu. Uçak Cayman adalarındaki havaalanında duruyordu. Oraya gidip ucağı alıp Yakutistana radarlara yakalanmadan gitmesi gerekiyordu. Haritaları açıp hesap yaptı. En azından dünyadaki hesaplar uzaydakiler gibi değildi. Hesaplayınca tutuyordu. Kabaca 25 bin kilometrelik bir yolculuktu bu. Ne tesadüftür ki uçak özel olarak tasarlanmıştı ve yakıt deposu 25 bin kilometrelik bir menzile sahipti. Artık yapacak birşey yoktu. Yakutistan için aldığı vizenin bulunduğu pasaportu inceledi. Fotoğraftaki kendisiydi fakat isim başkaydı. Mihail Lightsaber adına düzenlenmişti. Bir süre yeni adı bu olacaktı. Kader yolculuğu için hazırlanması gerekiyordu. Bilete göre Cayman adalarına Madrid’ten aktarmalı gidecekti. Tam bavulunu toplamaya hazırlanıyordu ki parlayan bir ışık yansıması ile birinin kendisini izlediği hissine kapılarak hızla arkasına döndü. Aynı anda karşı çatıdan biri aşağıya atladı. Mugayyir hemen pencereye koşup düşen adamın arkasından baktı. Adam biraz serbest düştükten sonra sırtındaki paraşütü açarak yere indi ve kendisini bekleyen arabaya binerek gecenin karanlığına karıştı. Karanlık olmasına rağmen Mugayyir adamın eşgalini belirlemişti. Rastalı saçları ve ağzında koca bir sarma sigarayla gecenin bir yarısı damdan paraşütle atlayacak tek bir insan tipi biliyordu. O anda Jamaikalı bilim adamlarının kendisine engel olacağını anlamıştı. Derhal harekete geçmesi gerekiyordu. Hızlıca ülkeyi terk etmeliydi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder