Bulanıklaşmış görüntünün sebebinin aşırı sıcaklık farkından kaynaklandığını anlamıştı Mugayyir Kılıçbalığı. Kabinin yarısı 85 diğer yarısı -35 derece idi. Atmosferin artık geride kaldığı aşikardı. Sarsıntı durmuş, etraf kararmıştı. Tam ileride önünde parıldayan bir nesne farketti. Dönerek üzerine gelmekteydi. Yada nesne sabit Mugayyir Kılıçbalığı ona doğru gitmekte idi. Nesne yaklaştıkça parıldayan kanatları güneş ışınlarını yansıtıyordu. Derken nesnenin üzerinde bir yazı belirdi. Bu tanıdık bir yazı idi. "İstikbal göklerdedir" yazısı Türk-sat 1C uydusunun üzerinde sonsuz boşluğa tele vole ve paparazzi programları haykırıyordu. Yeryüzündeyken başa çıkamadığı bu sorun çözmek için şimdi ayağına gelmişti. Tam yanından geçerken uzanıp uyduyu kabine çekti. Uydu yolculuk sırasında kendisine gereken birçok elektronik parçayı sağlayabilirdi. Boş oturmadı. Hemen uydunun güneş panellerini asansör kabinine takıp elektirik sistemini yeniledi. Asansörün aynasının 37 ekranlık bir kısmını televizyon haline getirdi. Aynanın kalanı ayna olarak gelecekte işine yarıyabilirdi. Geçmişe baktığında Dünya giderek ufalmaktaydı. Derken büyümekte olan bir başka nesne gördü. Bu dünyayı sıyırarak daha hızlı dönmesine sebep olan göktaşı idi. Anlaşılan Dünyaya doyamamış ve bu sefer tam onikiden vurmak üzere bir kez daha yörüngeye girmişti. Hızla dünyaya doğru giden göktaşı Mugayyir Kılıçbalığı'nın feci şekilde sinirlenmesine sebep oldu. Asansör kabinini ani bir manevra ile yönünü değiştirip göktaşına yöneltti. Bunu nasıl yaptığını kendide anlamasada bozuntuya vermedi. Amacı götaşına son sürat çarpıp onu yörüngeden çıkarmaktı. Mugayyir Kılıçbalığı kendini dünya için feda edecekti. Çarpmak üzere iyice yaklaştığı sırada göktaşının önünden bir ışık sızdığını farketti. Allah kahretsin bu bir pencere idi. Göktaşının aslında son derece şekilsiz el yapımı bir uzay gemisi idi ve ışık sızmakta olan pencereden birisi ona el sallıyordu. Bu şekilsiz gemiyi yapan eldi ve Mustafa Topaloğlu'na aitti. Demek gerçekmiş dedi Mugayyir Kılıçbalığı kendi kendine. Mustafa Topaloğlu'na gemiyi durdurması için işaret yaptı. Mustafa Topaloğlu oralı olmadı. Ulan sen şimdi görürsün beni kaale almamak neymiş diyerek kabinin aynasını söktü. Güneşin parlak ışınlarını aynada yansıtıp Mustafa Topaloğlu'nun gözüne tuttu. Haykırarak kumandayı bırakan Mustafa Topaloğlu sendeledi. Mugayyir kabinini gemiye yanaştırıp atladı. Geminin gövdesine sıkıca tutundu. Geminin üzerinde gezinirken tanıdık birşeyler farketti. Bu aslında göktaşı görünümlü bir tofaş şahindi. Ve Bursa sanayi sitesinde yapıldığını belirten bir plaketi vardı. Kapı olmasını umduğu yere el attı. İşte kapı kolu buradaydı hala. Açtı ve yıldırım gibi içeri daldı. İkinci şok dalgasını atlatması biraz daha uzun sürdü. Yerde gözlerini ovuşturarak yatan Mustafa Topaloğlu'na kalkabilmesi için yardım eden Çelik'ten başkası değildi. Çelik birden Mugayyiri karşısında görünce "don gi don gi don" diye haykırarak Mustafa Topaloğlu'nu yere bıraktı. Çelik Mugayyirden çok korkardı. Mustafa Topaloğlu'na dönerek "Ben demedim mi bu herif kesin işimize karışıp bizi engeller diye" dehşetle Mugayyiri gösterdi. "Herif senin babandır eşşoğlueşşek, hem siz ne haltlar karıştırıyorsunuz böyle" diyerek Mugayyir hesap sordu. Mugayyir hesap soruncada vermek gerekirdi. Mustafa Topaloğlu tırsarak konuştu. Çünkü Mugayyiri daha fazla sinirlendirmemek gerektiğinin bilincindeydi,
-Sakin ol Mugayyir gel otur şöyle bi sakinleş, Çelik oğlum bi çay ver Mugayyir amcana. Aç mısın Mugayyir?
- Hayır istemem daha yeni Wooper yemiştim. Bütün bunlar ne demek oluyor. İzahat ver. Seni anladım da bu Çelik denen herif burda ne arıyor.
- Çelik benim oğlum.
- ???????
- Kızım da içeride uyuyor.
- Kızın mı?
- Yonca Evcimik
- ?????????????
- Sakin ol Mugayyir. Gördüğün gibi bizler uzaylıyız ve yıllardır dünyada en azından ben bunu anlatmaya çalıştım. Kimse beni iplemedi. Şimdi bunun gerçek olduğunu herkeze anlayacakları dilden anlatmak için dünyaya geri dönüyoruz.
- Ne zaman ayrıldınız ki?
- İlk popstar yarışmasından sonra. Ajdar da benim oğlum.
- Bak buna şaşırmadım.
- Ajdar kendini o şekilde ifade etmek istedi. Yani Dünyayı müziği ile yok etmek istedi. Biz de bunun yıllardır farklı kişiler tarafından denendiğini, abisi Çeliğin bile başarılı olamadığını anlatıp vazgeçirmeğe çalıştık. En sonunda Ajdarıda alarak dünyayı terk etmek istedik. Fakat Ajdar annesi ile Dünyada kalmak istedi. Bizde mutlak sonu görünce dünyayı terk ettik.
- Nedir mutlak son?
- Ajdar çok ünlü bir pop yıldızı olacak. Dünya çapında.
- Aman tanrım!
- Bu ne demek biliyormusun Mugayyir?
- Hayır kafam çok karıştı. Bu gerçek olamaz...
- Tersine tastamam gerçeğin kendisi.
- Don gi don gi don!
- Bu ne saçmalıyor yahu?
- Bizim gezegenin dilini konuşuyor. Biz herşey için don gi don gi don deriz.
- Ajdar'ın annesi kim?
Derken geminin bütün alarm zilleri çalmaya başlar. Ortalık fena karışır. İçeriden Yonca Evcimik telaşla çıkar "Baba bigudilerimi bulamıyorum, sen mi kaldırdın onları" diyerek Mugayyi'i fark eder. Alarm yüzünden gemi otomatik pilottan çıkmıştır ve rotasını kaybetmiştir. Artık dünyaya doğru kontrolsüz bir şekilde çekilmektelerdir...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder