20 Nisan 2012 Cuma

Varyok Gezegeni


         Tüm hazırlıklar tamamlanmış Mugayyir'i bekliyordu. Köy meydanında göktaşı görünümlü şahin manda boku gibi durmaktaydı. Gerçekten tanımlanabilir hiçbir formu yoktu. Asıl garip olan manda benzeri büyükbaştan hallice birtakım hayvanların kıçından çıkan hortumlar, geminin yakıt deposuna bağlıydı. Hayvanlar sürekli önlerine gelen otları yiyor sonrada ılık süt içirilmek sureti ile gaz çıkarmaları sağlanıyordu. Bunlar öküzbaşlı hunilerdi ve evrendeki en verimli yakıt bu hayvanların osuruğuydu. Mugayyir uykusundan uyanıp huni reçelli çörekle kahvaltısını etti. Gemi törenlerle çalıştırıldı. Ağır ağır havalandı. Tozu dumana kattı ve gözden kayboldu. Mugayyir ve klavuzu Mustafa Topaloğlu sonsuz boşlukta sessizce ilerlediler. Sessizliği Mustafa Topaloğlu bozdu.
- Varyok gezegeninde kısa bir mola vermeliyiz.
- Orasıda neresi?
Varyok gezegeni evrendeki sosyolojik yapısı en karmaşık ve sıkıcı gezegenlerden biriydi. Evrendeki tüm felsefelerin bu gezegende doğduğuna dair bir inanış vardı. Gezegen nüfusunu oluşturan halk iyimserler ve kötümserler olarak ikiye ayrılmıştı. Tabi bu septiklerle pragmatistlerin uzun yıllar önce sona eren büyük savaşta yok olmalarından sonra idi. Yüzyıllar süren bu büyük savaşın nasıl çıktığını bilen yoktu. Genel kanı bu kadar farklı felsefi akımların gün gelipte bir arada yaşamasının imkansızlığının sebep olduğu, bir başka yaklaşım ise birgün bir septik ile bir Kantçının bir bar sohbeti sırasında girdiği tartışmanın kavgaya dönüşmesi, daha sonra kavgaya sürrealistler ile romantiklerin katılması ile büyüyüp sokağa taşması ve kimsenin hesap ödemeden tüymesinin realist barmenin çıldırmasına sebep olduğu, hala daha da galaktik tarihçiler arasındada ayrı bir kavga konusudur. Büyük savaş sonunda gezegende sadece iyimserler ve kötümserlerin kalmasınıda galaktik tarihçiler şöyle açıklamaktadır. İyimserler bardağın yarısının dolu olduğunu söylerlerdi. Kötümserler ise bardağın boş olduğunu, hatta "ne bardağı ulan" diyerek kötümserliğin boyutlarını bir adım daha öne taşımışlardı. Savaş sırasında iyimserler "nasıl olsa kazanırız" diyerek, kötümserler ise "nasıl olsa kaybederiz" diyerek savaşa girmeyip tüm gezegen birbirini yerken onlar bu sayede hayatta kalmayı başarmışlardı. Koca gezegende başbaşa kaldıklarında ise iki tarafın hükümetleri aynı sebepleri öne sürerek sonsuza kadar barış antlaşması imzalamışlardı. 
- Buraya neden geldik söyler misin?
- Bu gezegenin özündeki karmaşık felsefi dengeyi içimize hazmetmeğe geldik.
- Ne?
- Nihayi düşmanınla karşılaşmanda bu sana büyük avantaj sağlayacak Mugayyir.
- Sende mi felsefi safsatalarla kafamı şişireceksin.
- Sen resifle konuşmadın mı?
- Ben bişey söyleyemedim ki. Hep o anlattı ben dinledim. Monolog oldu anlayacağın.
O sırada yanlarından geçmekte olan bir iyimser konuşmalarına kulak misafiri olur;
- İyi günler size, ne güzel bir gün öyle değil mi? Kusura bakmayın sohbetinize kulak misafiri oldum, dostum bazen monologda iyi bir şeydir. Karşındakini dinlemek bazen senin sorununu çözebilir. Hoşçakalın, iyi günler. 
Tatlı bir melodi tutturarak yanlarından uzaklaşır. Mugayyir adamın üzerine yürümek istesede Mustafa Topaloğlu engel olur.
- Sakin ol Mugayyir, işte bu yüzden burdayız. Bu gezegendeki anlayışı öğrenmen gerektiği için burdayız.
- Açıkçası kötümser tarafta olmayı yeğlerim.
- Merak etme orayada gideceğiz. Her iki görüşüde yakından tanıyacağız.
        İyimserler ülkesi haliyle oldukça sıkıcıydı. Herkez hoşgörülü, nasihatkar, mutlu, kedersiz, kaygısız ve sıkıcıydı. Bir bara girdiler. Barmen büyük bir mutlulukla siparişlerini getirdikten sonra aynı siparişten mutlulukla birer tane daha getirdi. Bunlar içkilerini o barda içtiklerinden dolayı müessesenin teşekkür hediyesiydi.  Mugayyir daha fazla iyimserliğe dayanamadı. Yoğun ısrarları soluğu kötümserler ülkesinde almalarına sebep oldu. Tanrım anlatılacak gibi değil. "Neden yaşıyoruz ki" inlemelerinin yoğun bir gürültü oluşturduğu sokaklarda iki dakika yürümek insanı hayattan soğutmaya yeterdi. Hemen bir bara - bara benzer bir yer- girdiler. Barmen siparişlerini büyük bir isteksizlikle kafalarına atarcasına önlerine koydu. Verdikleri parayıda kabul etmedi.
- Faydalı birşeye harcamadıktan sonra ne yapim parayı?
- Lütfen al şu parayı. Bu gezegende ekonomi nasıl işliyor anlamadım?
- Siz iyimser misiniz.
- "Asla" diye atıldı Mugayyir.
- İyi o zaman, çok istiyorsan ver parayı. Kefen parası yaparım.
- "Neden bu kadar kötümsersiniz" diye sorma gafletinde bulundu Mugayyir.
- Off Tanrım, vaktimi boşa harcıyorsunuz.
- Tamam bende kötümserim, hatta geldiğim gezegende de genel bir kötümserlik hakimdir fakat sizinkisi aşmış bir kötümserlik, bu kadarını kaldıramayacağım. Ben gidiyorum.
- "Ah çok üzüldüm, ne olur kal" diyerek pis pis sırıtır barmen. Mustafa Topaloğlu Mugayyir'i durdurmaya çalışarak "Dur daha görmen gereken şeyler var, gidemezsin" desede Mugayyir kararlıdır. Göktaşı görünümlü şahin'e atlar ve motorları çalıştırır. Mustafa Topaloğlu tasvip etmez bir şekilde peşinden gemiye girer. Kapı kapanır. Gemi ağır ağır havalanır. Tozu dumana katar ve gözden kaybolur. Derin karanlıkta ilerlerken sessizliği yine Mustafa Topaloğlu bozar.
- Neden hemen terkettin gezegeni. Daha bir sürü göreceğin şey vardı.
- Mustafacığım bu trustik bir gezi mi?
- Hayır ama içine sindirmen gereken felsefeler vardı.
- Tanrı aşkına. Bu gezegene gelmek bir hataydı. Gördüklerimi anlatsan ve yolumuza devam etsek olmuyor muydu? Gözümle görünce başım göye mi erdi? Bu aptal felsefeleri anlamak için illa görmek mi lazım ben salak mıyım anlatılınca anlamıyayim?
- Sende gezgin ruhu yok, macera duygusundan da yoksunsun.
- Ah eski sevgilim gibi konuştun!
Gemi uzayın derinliklerinde tartışmalar eşliğinde rotasında kaybolur gider......
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------0----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder